3 Milli Takım

Sayalım:

  1. Euro 2017’deki A Milli Basketbol Takımı.
  2. Ukrayna karşısındaki A Milli Futbol Takımı.
  3. Hırvatistan karşısındaki A Milli Futbol Takımı.

 

Türkiye 1. ve 3. takımlarını sevdi. Basketbol takımı ekstra bir şey yapamadı, yeneceği tahmin edilenleri yendi, yenileceği tahmin edilenlere de yenildi. Ama Türkiye bu takımı bağrına bastı.

Sebebi basit. İnsanlar tuttukları takımın canla başla mücadele etmesini istiyor. Rakip kimmiş, oyunun gidişatı nasılmış bakmadan, moral bozulmadan oyunu bırakmadan savaşmalarını seviyor.

Bu takımın yaş ortalaması da oldukça genç. Aslında 12 kişinin yaş ortalaması 27 ama fazla süre alan, başrolde oynayan kadronun yaş ortalaması oldukça küçük.

Taraftar için sempatik bir takım. Herhangi bir acayipliklerine rast gelmedik. Sahada ya da dışarıda bir rezilliklerini görmedik.

Sevdiğimiz diğer takım Hırvatistan’ı yenen futbol takımı. Doğrusu Ukrayna maçındaki ruhsuz takımın yerine birkaç gün sonra mücadele eden takım görmek bizi sevindirdi. Bir de maçın kazanılmış olması tabii.

Aynı kadronun (ilk 11 değil) birkaç gün arayla bu kadar farklı bir oyun oynamasının sadece ilk 11’in değişmesiyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz ama o takımda o kadar çelişkiler varki.

Oğuzhan’ın önce kadroya alınmayıp kamuoyu baskısıyla kadroya alınması, Hırvat maçında ilk 11 çıkması falan çelişkilerin sadece biri.

Lucescu ilk maçta hakem hatalarıyla yenildik dedikten sonra kadroda büyük değişiklik yapması. Lucescu da biliyorki saçma sapan bir kadro çıkardı, takıma ve maça konsantre olmak yerine yabancı sınırlamasıyla ilgili konuşup durdu.

Bitmez ki. Vallahi sıkıldım yazarken.

Türkiye’de basketbolu basketbolu en üst düzeyde oynayan insanlar yönetiyor. Ve bu yıllardır böyle. Futbolda ise hiç böyle bir şey görmedik. Futbolu oynamışlar değil de kulüplerde yöneticilik yapmışlar yönetiyor. Bu adamlar da genelde dönemin iktidarının dümen suyunda kararlar alıyor. Artık iş o kadar çığırından çıktı ki, başbakanın eşinin söylediği bir şey ülke futbolundaki yabancı sayısını değiştirmek için gerekçe olarak sunuluyor.

Nerede akıl, nerede mantık? Öyle bir şey yok. Önemli olan koltuğumuzu koruyalım ağalar.

Başka bir konu daha var tabii. Futbolu yönetecek düzeyde eski futbolcumuz var mı? Evet basketbol kadar iyi yetişmiş sporcuyu futbol camiasında bulmak zor ama yine de var. Metin Tekin, Ali Gültiken ilk aklıma gelen isimler. Ama onlar da hiç bu toplara girmiyor. Büyük ihtimalle onlara izin verilmiyordur. Onların da böyle bir talepleri yok belli ki. Valla ben de olsam bu kadar kaygan bir zeminde rahatımı bozup bu saçmalıklarla uğraşmak istemezdim.

Geçen yazım öyle bir zamanda yazılmış ki, ertesi gün yabancı sınırı mevzusu deyim yerindeyse patladı. Akıllıca öneriler havada uçtu. Ama önerileri dinleyip harekete geçmesi gerekenler yukarıdan işaret bekliyor. Halbuki, yukarıdan işaret beklemek yerine projeleri ve stratejileri hazırlayıp yukarıyı ikna etmek gerekir. Yukarısı için de iyidir bu, merak etmeyin.

Ama nerede o çap.

Neyse ya, lig tekrar başlıyor. Mis gibi futbol maçlarını yazayım, canım sıkılmasın.