Kişisel Dünya Kupası Tarihi – 1974 Almanya ama Batı Almanya

Her dünya kupasında ille kupanın tarihini anlatan belgeseller, kitaplar yayınlanır. Gazeteler, dergiler özel ekler verirler. Türkiye’de bu işin üstadı Halit Kıvanç’tır. Bir çok kupayı yerinde izlemiş, Türk futbolseverlere aktarmıştır. Çok tatlı dilli, çok tecrübeli biridir Halit Kıvanç, anlattıklarını şurup gibi içersiniz. Ne yazık ki, ne Halit Kıvanç kadar tecrübeli ve ne de tatlı dilli olduğum için ve yazı yeteneğim onun kadar olmadığı için benim anlattıklarım yavan gelecektir okuyanlara. Belki buradan da bir stil çıkar, kısmet artık.

Ama benim yazdıklarımı şöyle değerlendirmekte fayda vardır, yazana haksızlık etmemek açısından. Bu yazı deli gibi futbol seven küçük bir çocuk ile artık boyu kadar çocuğu olan bir adama dönüştüğü süreçte yaşadıklarını anlatmasıdır. Bu sırada, gelişen dünya ve Türkiye’yi de görmek mümkün olur umarım. Ne de olsa 36 yıllık bir takipten bahsediyoruz.

 

Sene 1974, Batı Almanya 74. Captano 7 yaşında. Daha okumayı yeni öğrenmiş, ne bulursa okuyor, otobüste giderken bütün tabelaları da okuyor.  Yaz her zamanki sıcak geçiyor 1974 Bursa’sında. Öğleden sonraları yetiştirme yurdundaki bütün çocuklar, zorunlu öğle uykusu için yatakhanelere gidiyor. Captano’nun annesi de oğlunu yatırıyor ama o, mutfak penceresinden, domates, salatalık bahçesine doğru atlayarak kaçıyor. Birer domates ve salatalık koparmayı ihmal etmeden. Tek başına yazın sıcağında duvarla pas yapıyor daha 7 yaşında, gerçi bu iş 5 yaşından beri devam ediyor ama, hani Dünya Kupası senesindeyiz ya o bakımdan o günü anlatıyorum.

Capo futbolu çok ama çok seviyor. 5 yaşından beri maç yapıyor, 6 yaşında teke tek minyatür kale şampiyonu oluyor, kendinden büyüklere karşı. Ama final maçında kendi kalesine attığı golü hayatı boyunca unutmayacak, teke tek maçta kendi kalesine gol, olacak şey değil. Büyükler dalga geçiyor, o da bütün gün ağlıyor bu gol için, şampiyon olmasına ve 6-1 kazanmasına rağmen finali.

Eğer kendisi top oynayacaksa TV’de maç izlemiyor, ne bilsin çocuk işte. Ama Dünya Kupası başka. Etrafta kimsede TV yok, herkes onlara geliyor maçları izlemeye.

 

Hatırladığım kadarıyla neredeyse bütün maçları izlemiştim. Dedem, babam ve 3 dayım için futbol her şey. Dedem ve dayılarımın hepsi futbolcu. Bu kadroda futboldan para kazanamamış tek adam babam. Ama onun kadar tutkuyla seven de yok futbolu. Bu kadro her maç için bize gelirlerdi birlikte izlerdik maçları. Özellikle Bursa’da tanınan futbolculardan biriydi, ortanca dayım. Ertesi sezon 19 yaşında 1.ligde profesyonel oldu zaten. Doğal olarak onun hayranıydım. Her maçı yan yana izlerdik.

 

Doğu Almanya’nın Batı Almanya’yı yendiğini, kel Polonyalı Lato’yu ve Cruyff’u çok iyi hatırlıyorum. Bunların dışında Breitner’i, Müller’i, Beckenbauer’i, kaleci Maier’i (o zamanlar aynı onunkine benzeyen yeşil uzun kollu kazağımı giyip kaleye geçerdim). Neeskens’i de çok iyi hatırlıyorum. Hani Galatasaray’ın hocası olan). O zamanki Batı Almanya ile Hollanda ve Brezilya’yı her futbolsever biliyordu.

Biz dayılarla Cruyff sebebiyle Hollanda’yı tutarken, babam Batı Almanya’yı tutuyordu, dedemin renk verdiğini hatırlamıyorum. Gerçi o da Hollanda’yı tutuyordur. Şöyle ki, aslında Beşiktaşlı olmasına rağmen benim yüzümden Galatasaraylı gibi olmuştu.

Neyse, siyah beyaz izledik tabii maçları. Hatırladığım bombalardan biri de, maç başlamadan önce TV’de “maç başlamak üzere, tuvalete gitmeyi unutmayınız” gibi bir yazıydı.

 

Final  maçının başında Cruyff’un Alman savunmasının içine girmesini Vogst’un (Sarı Çiyan, annem öyle derdi) aciz kalışını ve penaltıyı da hatırlıyorum. Penaltıyı gole çeviren adamın yıllar yıllar sonra Galatasaray’ın başında sahaya çıkacağını nereden bilirdim ki.

 

O küçücük yaşımda bile takımın lideri nasıl olunur öğrenmiştim Beckenbauer ve Cruyff’tan. Golcü nedir, kimdir? Elimdeki şablon hep Gert Müler oldu. Oyun kurucu ne yapar? Breitner ve Neeskens ne yapıyorsa onu yapmalı orta saha ortası. Kaleci ne kadar önemlidir bir takım için? Kaleciliği öğrendiklerim Maier ve yıllarca Yungblö diye bildiğim  Hollanda kalecisinin adı Jongbloed yazılırmış meğer. Hem de sanırım lens takıyordu, ama hiç anlayamamıştım gözünde ne olduğunu, robot gözü varmış gibi düşünüyordum.

 

Büyük zevk almıştım ilk izlediğim Dünya Kupası’ndan. Yazın sonlarında dayımın Alman mektup arkadaşı bir de Tip-Tap diye hatırladığım kupa maskotu getirmişti anahtarlık şeklinde. Yıllarca onu kullanmıştım.