Kişisel Dünya Kupası Tarihi -2 : Meksika 1986

Meksika ’86 denince ilk aklıma gelen Maradona oluyor. Maradona’nın büyüklüğünü bütün dünyaya gösteren turnuvadır bu.

Şampiyon Arjantin. Yeni ilginç bir şekilde geçen dünya kupasındaki gibi B.Almanya finalde, bu defa da Arjantin’e yenildi. Bunu Hollanda 1974 ve 1978’de yaşamıştı, B.Almanya da 1982 ve 1986’da yaşadı. Gerçi Batı Almanya, İtalya 1990’a Almanya olarak katılıp kupayı Arjantin’i yenerek kazanacaktı.

 

Maçlar Avrupalı izleyicilere uygun saatlerde oynanıyordu ve orada öğlen sıcağına denk geliyordu. Çok şükür ki, sıcak sebebiyle herhangi bir ölüm olmadı. O tarihlerde tempo şimdikine göre düşüktü tabii. Bir de, o zamanlar giyilen kısa şortlar da sıcaktan etkilenmemek için faydalı olmuş olabilir.

 

İlk defa Meksika ’86 Dünya Kupasında gördüğüm şeyler de oldu. Hayır hayır, Meksika dalgası değil. Ben Meksika dalgasını ilk defa 1986 Mayıs’ta Bursaspor – Galatasaray maçında görmüştüm, dikkat edin kupa daha başlamamıştı. Bursa seyircisi bu dalgayı yapıyordu, biz de lise tarafındaki tribünde kalakalmıştık, “bu da ne lan” diye.

 

Neyse, bu kupada çimler üzerinde yuvarlaklardan oluşan şekiller yapılabileceğini gördüm. Ayrıca çimler çok uzundu bizim alıştığımız uzunluğa göre. Bir maçta aldım topu göbekten iniyorum kaleye, top gitmiyor bir türlü, takılmış çimlere. Sanki kendim oradaymışım gibi yazdım ya, alıştığımızdan uzundu diye, komik geldi bana da.

Gerçekten uzundu ama, bilekler çim içinde görünmüyordu. Aslında Avrupalı’lar için sorundu bu, ama Amerikalılar alışıktı, onlar hep bu yükseklikte çimlerle oynuyorlardı. Şampiyonların hep kendi kıtalarında düzenlenenlerden çıkması pek de tesadüf değil sanırım.

 

Libero gibi kaleci nedir yine bu kupada gördüm, Meksikalı Marcos. Baba aynı kovboy filmlerindeki Meksikalılara benziyordu zaten. Bıdık boy, esmer ve kuru surat, aynı onlara benzer şekilde cin gibi. O ufacık boyuyla ne toplar çıkarırdı. Ama işte en önemlisi libero gibi oynamasıydı. Takım savunmada pas yaparken geriye doğru pas atardı Meksikalılar, ilk başta TV’de görünmezdi arka taraf, hop bizim Marcos çıkar topu alır, pas organizasyonuna dahil olurdu. Çalım yapardı, ama kaptırıp gol yemiş miydi hatırlamıyorum.

 

“Futbol 22 kişiyle oynanan, sonunda Almanların kazandığı bir oyundur” diyen İngiliz Garry Lineeker’in gol kralı olduğu, İngiltere’nin yine hayal kırıklığı yaşattığı bir kupaydı, ben hala İngiltere’yi tutuyordum o yıllarda. Gerçi İngilizler, Maradona’nın eliyle attığı gol yüzünden elendiklerini iddia ederler ama, öyle olmadığını, o gol olmasaydı da Arjantin’in maçı alacağını herkes biliyor. Yemezler.

 

Ve elbette Maradona. İspanya ’82 de dayak yemişti her maç. Özellikle İtalya maçında. Bu kupada kaptanlık bandını da taktı ve “tek başına takım” nasıl olunur gösterdi. Sağ ayak, sol ayak, kafa hatta eliyle şutlar attı, çalımlar attı Maradona. İngiltere’ye eliyle attığı golden sonra “o Tanrı’nın eliydi” dedi ve sadece futbolculuğuyla değil, hazır cevaplığıyla da dünyanın unutamayacağı biri olduğunu gösterdi.

 

Mesela Gerets’li Belçika’ya iki gol attı, birbirinin aynı. Biri sol ayakla, diğeri sağ ayakla. Kaleci Jean-Marie Pfaff’a, altı pas köşelerinden, aynı bilek vuruşunu iki farklı ayağıyla yaptı. Muhteşemdi, gollerin tekrarlarında TV’nin içine girerek nasıl yaptığını anlamaya çalışmıştım, tam da anlayamamıştım doğrusu.

İngiltere’ye biri elle olmak üzere iki gol attı. Eliyle attığı golde, topa tam eliyle vururken çekilmiş 1 tane bile resim yok, resimlerin hepsi de vuracakken çekilmiş. Ama attığı ikinci gol muhteşemdi. Kendi sahasından aldığı topla önüne gelen bitin rakipleri geçip golü attı. Hatta topu taşırken bazılarını 2 kez geçti.

Kupa boyunca kimse durduramadı Maradona’yı, finaldeki B.Almanya maçına kadar. Mattheus ve Brigel’den oluşan orta saha Maradona’ya top göstermedi maç boyu. Sadece bir kere kaçırdılar, onda da şampiyonluğu getiren golün pasını attı.

Almanlar yine şöhretlerine yakışır şekilde 2-02’dan 2-2’ye getirdiler maçı (Fenerliler bu 2-2 çok eski sakin olun). Utanmasalar kupayı alacaklardı.

 

Çok zevkli bir turnuvaydı. Tam kıymetini bilememiştik o zaman. Sonra oynanan turnuvalar genellikle berbattı çünkü. Dünyada savunma futbolu öne çıkmış, herkes alanları kapatmaya, bloklar arası bağlantıları koparmamaya, skor avantajını yakaladıktan sonra kontrollü oyuna geçmeye başlamıştı (Ömer Üründül mode on).